İletişim Başkanı Duran, basın mensuplarıyla iftarda bir araya geldi Açıklaması

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, "Ekranlar sadece bizim bilgileri aktardığımız yerler olarak kalmayacak, bir savaş cephesine de doğru dönüyor.
Loomix Editör
15 Mart 2026, Pazar 21:00
7 görüntülenme
7 dakika okuma
Haberler
Haberler
Güncelleme:

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, "Ekranlar sadece bizim bilgileri aktardığımız yerler olarak kalmayacak, bir savaş cephesine de doğru dönüyor.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, "Ekranlar sadece bizim bilgileri aktardığımız yerler olarak kalmayacak, bir savaş cephesine de doğru dönüyor. Bunu algoritmalar üzerinden ya da yapay zekanın yeni ürünleri üzerinden ne kadar etkili bir şekilde yapılabildiğini gördük. Çünkü savaşlar önce kamuoyunun zihnine yönelik olarak başlıyor, toprak üzerinde başlamıyor, ekranlarda başlıyor ve bir korku iklimi, bir güven kaybı, bir dayanışma, tesanüt kaybı olduğunda bunlar çok etkili olabiliyor." dedi.

İletişim Başkanlığınca medya kuruluşlarının İstanbul temsilcileri ve Cumhurbaşkanlığı muhabirleri için bir otelde düzenlenen iftar programında konuşan Duran, ramazan ayının Müslümanlar için iç muhasebenin yapıldığı, ibadetin arttığı bir dönem olduğunu, toplumsal düzeyde de yardımlaşmanın, dayanışmanın kendisini gösterdiği bir ay olduğunu söyledi.

Duran, "Maalesef bu ayda biz başka şeylere de şahit oluyoruz. Zulmün sıradanlaştığı bir çağda yaşıyoruz. Çatışmanın, kanın, gözyaşının ve savaşın ramazan ayına denk gelmiş olması da ayrıca bir hüzün olarak gördüğümüz bir konudur. Bir yanda sofralar kuruluyor, bir yanda birçok coğrafyada ne yazık ki hayatlar yıkılıyor. Burada söz konusu olan sadece savaş değildir. Aslında insanlık olarak meselemiz merhametin kaybıdır. Birlikte yaşama iradesinin ve diplomasiyle meseleleri çözme iradesinin kaybolmasıdır. Bunun çok önemli bir kayıp olduğunu düşünüyorum." dedi.

İki haftadır Türkiye'nin yanı başında hava saldırılarının aralıksız sürdüğü bir savaşın cereyan ettiğini belirten Duran, "Geldiğimiz noktada bu savaşın ne zaman bitebileceği konuşuluyor. Ancak üzerinde ittifak ettiğimiz husus şu, savaşın uzama ihtimali, kendini yeni modalitelerle devam ettirme ihtimali ve bölgeyi de ciddi oranda istikrarsızlaştırma riski ne yazık ki hala ciddiyetini koruyor. Gördüğümüz manzara şudur, Orta Doğu'da ateş büyürken dünya kurumları küçülmektedir. İkinci Dünya Savaşı'nın ardından kurulan uluslararası düzenin moral üstünlüğü ve diplomatik güvenirliği artık giderek erimektedir. Bu düzenin sadece siyasi ve askeri sorunları yok. Bu düzenin kural, ahlak ve diplomasi açısından çok büyük sorunları var." diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Dünya 5'ten büyüktür" diye başlattığı uluslararası sistem eleştirisinin bugün daha haklı olduğunu vurgulayan Duran, diplomasinin araçsallaştırıldığı, normatif çöküşün yaşandığı bir dönemde bulunulduğunu, kuralsızlığın kurallaşmasının, hem uluslararası sistemde nereye gidildiği tartışması hem de belirsizliklerin artması yönüyle oldukça rahatsız edici olduğunu ifade etti.

Duran, birtakım uluslararası örgütlerin fonksiyonlarını yerine getiremediklerini, Avrupa Birliği gibi aksiyon almasını bekledikleri bazı güçlü aktörlerin de ara buluculuk rolünü ve çözüm üretme kapasitesini gösteremediğini kaydetti.

İsrail'in uluslararası hukuku hiçe sayan saldırgan tutumunun her geçen gün büyüdüğünü dile getiren Duran, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü:

"Türkiye'nin durduğu yerde ABD ve İsrail'in ortaya koymuş olduğu bu saldırıların kabul edilemez olduğu ve rejim değişikliği sebebiyle başka bir ülkeye saldırmanın kabul edilemez olduğu açıktır. Ancak Türkiye'nin uzun bir süredir gayret gösterdiği bir husus vardı. Bölge ülkeleri kendi aralarında meselelerini kendileri çözsünler. Buranın düzenini biz kuralım. Bunun anlamı çok net. Dışarıdan gelen aktörlerin kuracağı bir düzen bize bir imkan getirmedi, çok ciddi sıkıntılar üretti. O halde bunu bölge ülkeleri olarak kurmak lazım. Ancak ne yazık ki bazı aktörlerin bu konuda işbirliği gösterdiğini söyleyemeyiz. Rekabet yerini bir dayanışmaya bırakmadı. Bugün itibarıyla baktığımızda ABD ve İsrail saldırılarıyla İran'ın vuruluyor olması, İran'ın da misillemelerini Körfez ülkelerine yöneltmiş olması aslında 'kaybet kaybet' denklemidir bölge için. Bu anlamda gelecekte İsrail'in daha fazla bölgesel rol alabileceği ve bir şekilde birçok aktörü kendi güvenlik anlayışına zorlayacağı bir yere gidilmesi hiç de iyi bir yön olmayacaktır."

"Bu savaşın bize öğrettiği dersler var"

Duran, yaşanan sarsıntıların petrol fiyatlarını etkilemesiyle kalmadığını, artık güvenliğin sınırda değil semada, piyasada, limanda ve ekranda başladığını, bu durumda da kimsenin kendisini izole edemeyeceğini söyledi.

Bu gelişmelerin hepsini yakından takip etmek gerektiğinin altını çizen Duran, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ilk başından itibaren gösterdiği lider diplomasisinin, bu yangını söndürebilmek için çabalar ortaya koyduğunu dile getirdi.

Duran, meselenin mezhepçilik ve etnik ayrımcılık boyutunun da ortaya çıktığına işaret ederek, "Özellikle bizler medya dünyasının aktörleri olarak üzerinde dikkat göstermemiz gereken konulardan bir tanesi de bu. Elbette bizim ülkemiz, bizim coğrafyamız yüzyılların birikimiyle yoğrulmuş ortak bir medeniyetin evidir. Bu anlamda bizim olmayan, bizim dışımızdan gelen fitnelerin kazanlarına, yemek, aş, odun taşımamak lazım." dedi.

İran'a yönelik saldırıları Türkiye'de de Sünni, Şii bağlamında ajite etmek isteyenlerin çıktığını belirten Duran, bu meselenin bir mezhep ya da etnik ayrımcılık üzerinden, bir düşmanlaşma üzerinden götürülmemesi gerektiğini, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın da geçen günlerdeki konuşmasında verdiği mesajların çok net olduğunu vurguladı.

Duran, "Bölgemizde süregiden gerilimlere, savaşlara ve krizlere rağmen hamdolsun Türkiye'miz, 'darüsselam' yani 'selamet ülkesi' olma hüviyetini muhafaza etmektedir." diye konuştu.

İç siyasette "Terörsüz Türkiye" süreci ile iç cepheyi tahkim eden bir siyaset yürütüldüğüne dikkati çeken Duran, "Kendi iç sorunlarını çözemeyenler dışarıdaki sorunları çözemezler. Bunun anlamı da Türkiye'nin hem kapasite olarak hem de toplum olarak dirençli bir halde bir devlet vizyonunu ortaya koyması ve bunu gerçekleştirmesidir." değerlendirmesini yaptı.

İletişim Başkanlığı olarak devletin faaliyetlerini, politikalarını ve vizyonunu anlatmaya çalıştıklarını kaydeden Duran, "Burada haberin doğru, hızlı ve güvenilir olması çok değerli. Bu anlamda sizlerin katkıları çok önemli. Şunu söylemeliyim, basın mensuplarımızın bu son savaş sürecinde ortaya koyduğu performansın çok iyi olduğunu düşünüyorum. Hem ortaya koyduğumuz kamu sorumluluğu, sergilediğiniz işbirliği açısından hem de yaptığınız yayınlarda ortaya koyduğunuz kamu sorumluluğu açısından ben teşekkür ediyorum. " ifadelerini kullandı.

Duran, İletişim Başkanlığı olarak bir yandan basın mensuplarıyla sürekli temas halinde olarak, gazetecilerin sorunlarını çözmeye çalıştıklarını belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Öbür taraftan, memleketin meseleleri. Neticede içinde hep beraber yaşadığımız gemi bu olduğuna göre, bu gemi güçlü bir şekilde başka yerlere de selamet veren, istikrar veren bir yerde olacaksa hep beraber çalışmak durumundayız. Büyük bir sorumluluk duygusuyla hareket etmek durumundayız. Bu konudaki gayretleriniz, yaptıklarınız özellikle bu ramazan akşamında, bu iftar akşamında çok değerlidir bunu ifade etmek istiyorum. Tabii böyle olmasa birtakım manipülasyonlarla, dezenformasyonlarla bu işin nasıl sıkıntılı bir hale getirilebildiğini sizler, hepiniz çok iyi biliyorsunuz."

"Dezenformasyonun ve manipülasyonun yayılma hızını bir şekilde kontrol etmek zorundayız"

Burada önemli bir unsurun "hız" olduğunun altını çizen Duran, "Yani, doğruyu buluyoruz da daha hızlı bulmamız lazım. Dezenformasyonun ve manipülasyonun yayılma hızını bir şekilde kontrol etmek zorundayız. Gerçi şunu da söylemem lazım, sosyal medyanın bu karmaşık hali kimi zaman insanları biraz 'acaba' dedirttiriyor ve orada televizyonlarımız, gazetelerimiz, internet sayfalarındaki gayret gösteren arkadaşlarımız ya da konuya sorumlulukla yaklaşan YouTuber'larımızın, doğrunun yanında, hakikatin yanında yer alması çok daha etkili oluyor." şeklinde konuştu.

Duran, şöyle devam etti:

"Ekranlar sadece bizim bilgileri aktardığımız yerler olarak kalmayacak, bir savaş cephesine de doğru dönüyor. Bunu algoritmalar üzerinden ya da yapay zekanın yeni ürünleri üzerinden ne kadar etkili bir şekilde yapılabildiğini gördük. Çünkü savaşlar önce kamuoyunun zihnine yönelik olarak başlıyor, toprak üzerinde başlamıyor, ekranlarda başlıyor ve bir korku iklimi, bir güven kaybı, bir dayanışma, tesanüt kaybı olduğunda bunlar çok etkili olabiliyor. Türkiye'ye yönelik olarak da özellikle sosyal medyada gündeme getirilen ya da dışarıdan söylenen bazı argümanların içeride nasıl tartışıldığını sizler yakından gözlemliyorsunuz. Yani füzelere, tanklara benzetilecek simülasyon görüntüleri, birtakım yapay zeka içerikleri, organize propaganda ağları hiç de masum değil. Dolayısıyla bunları yakından takip ediyoruz. Sizlerin de bu konuda hassas davrandığınızı ben çok iyi biliyorum. Onun için şöyle diyebilirim, bu enformasyon mücadelesi ulusal güvenliğin istesek de istemesek de asli başlıklarından bir tanesi haline geldi."

Sahada ve çatışma bölgelerinde görev yapan gazetecilerin bazen uğradıkları kötü muamelelere karşı ellerinden gelen gayreti gösterdiklerini kaydeden Duran, gerçeğin peşinden ayrılmayan, mazlumun ve haklının sesi olan her bir gazetecinin arkasında Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin olduğunu belirtti.

Basın mensuplarının bazı sorunlarına değinen Duran, "Özellikle basın çalışanlarımızın düşük ücretleri yine reklam meselesi çerçevesinde, reklamın sanal aleme kayıyor olması, dijital aleme kayıyor olması gibi bazı meselelerimiz var. Bunlarla ilgili çalışmalar yürütüyoruz, neleri yapabileceğimiz konusunda yoğun bir çalışma içerisindeyiz. Bunun yanı sıra basın kartı, basın trafik kartlarının düzenlenmesi, akreditasyon işlemleri, ulusal ve uluslararası organizasyonlarda medya koordinasyonunun sağlanması, sahada yönlendirme ve bilgilendirme gibi konularda İletişim Başkanlığı olarak biz her daim yanınızdayız." dedi.

Duran, internet haber siteleriyle dijital yayıncılık alanında çalışan gazetecilere basın kartı verilmesiyle başladıkları bu destek sürecinde, yine basın kartına resmi kimlik belgesi statüsü kazandırılması, 18 yılı tamamlayan gazetecilere sürekli basın kartı verilmesi, afet ve kriz dönemlerinde basın masaları, basın merkezleri ve basın tırı gibi uygulamalara geçtiklerini kaydetti.

Duran, "Elbette bunlar yeterli değil, daha çok şeyin yapılması gerektiğini biliyorum. Kendi adıma İletişim Başkanı olarak yoğun bir mesainin içerisinde olmak durumundayım. Bu, sizlerin çok daha yakından bildiği bu dinamik dünyanın bir gereği." ifadelerini kullandı.